Atatürk’ün Uşak Türk Ocağında Yaptığı Konuşma

Gazi Mustafa Kemal Paşa, 19 şubat 1923 tarihinde, eşi Latife Hanım ve Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ile birlikte Uşak’a gelmiştir.

Kalabalık bir halk kitlesi tarafından karşılanan Gazi Mustafa Kemal Paşa, askeri birlikleri denetleyerek Hükümet Konağı’na geçmiş ve oradan da Bedestan’ın üst katında bulunan Türk Ocağı binasına gelmiştir.

Ocak’ta verilen çay ziyafetinde, Gaziye hitaben, gençlik adına Alaattin (Tiridoğlu), Türk Ocağı Reisi ve idadi Müdürü Ethem Ruhi (Alper) ve Uşak adına idadi öğrencisi Sadri (Us) birer konuşma yapmıştır. Ocak Başkanı Ruhi Bey yaptığı konuşmada, Büyük Kurtarıcı’nın Uşak’a gelişlerinden dolayı candan teşekkürlerini ifade etmiştir. Daha sonra kürsüye çıkan Hakim Tekin (Bulgaz),

konuşmasında Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı Bismark’a, Napolyon’a benzetmiş, onlarla karşılaştırmıştır. Konuşma sırasında kaşlarını çatan Gazi Mustafa Kemal Paşa, daha fazla dayanamamış ve Ruhi Bey’in sözlerini keserek bu konuşmayı yapmıştır;

“Arkadaşlarımızın izinleriyle, burada bir noktayı aydınlatmak için sözlerini kesiyorum. Bismark, önce hazırlanmış toplulukları, hazırlanmış bir zemin üzerinde bir araya getirdi. Napolyon, ihtiraslarını tatmin yolunda peşinden koştuğu şan ve şeref için, kitleleri ölüme sürükledi. Ben ise, o günün iktidarıyla el ele vermiş galip devletler tarafından, uçurumun kenarına sürüklenen ve yok edilmeye uğraşılan Türkiye’yi, milletin bir ferdi olarak, Türk çocukları ile beraber omuz omuza kurtarmaya çalıştım. Tanrıya şükürler olsun ki, milletime karşı mahcup olmadım.

Efendiler! Bu arkadaş beni Bismark ve Napolyon’la karıştırıyor. Napolyon kimdir? Taç ve macera peşinde koşan bir insandır…Bismark’sa tacidara hizmet eden bir adamdır. Ben bunlardan hiç biri değilim ve olamam”

Genç konuşmacı;

“—Af edersiniz Paşam, sizin şan ve şerefinizden bahsetmek istiyordum”, deyince, Gazi Mustafa Kemal Paşa bu sefer;

Hangi şan ve şeref? Eğer mensup olduğum milletin şanı ve şerefi varsa ben de şanlı ve şerefliyim… şan da şeref de milletimindir.

Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır, iyi dinleyiniz benim nasihatim budur ki, içinizden her hangi bir adam çıkar, şan, şeref, davası güder ve
teferruat etmek isterse, başınızın belasıdır, ilk önce kafası kırılacak adam budur.

Mensup olduğum Türk Milletinin şanı, şerefi varsa benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım, şerefim vardır. Asla gayrı değilim”, demiş ve Türk Ocağı Reisinin konuşmasına cevaben de şunları ifade etmiştir;

“Millî harsını ihmal eden milletlerin âtisi musibet, izmihlal olmuştur. Türkler, her şeyden ziyade hars-î millilerinde çok kuvvetlidirler. Bu kuvvet sayesindedir ki, asırların vurduğu darbeler karşısında mevcudiyetini müdafaaya muvağfak olmuştur.

Uşak adına konuşma yapan Sabri (Us) Bey, konuşmasını, “Hukukumuzu teslim etmeyen ve istiklali tamımızı tanımayan Avrupalılara karşı ne yapmak icap ediyorsa emrediniz. Bütün millet emrinize amadedir”, sözleri ile tamamlamıştır.

Gazi Mustafa Kemal Paşa ise cevaben şunları ifade etmiştir; “şu mini minin de sözlerine cevap vermek istedim. Evladım; biz zalim değiliz ki, Avrupalıların beyinlerinde patlayalım… Mazlum hiç de iliz, onların hakir zincirleri altında inleyelim…

Burada diyeceksin ki (Yumruğunu sıkıp işaret parmağını Batı’ya çevirerek)

Garbın cebini zâlimi, af etmedim seni! Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!…”

Türk Ocağı’ndan Uşak Belediye Reisi Enver Bey’in evine giden Gazi Mustafa Kemal Paşa, aynı günün akşamı Eskişehir’e hareket etmiştir.

 

Atatürk Aydın Türk Ocağı’nda

Atatürk’ün Aydın’a ilk gelişi, özel bir trenle 5 Mart 1930’da olmuş, fakat istasyonda trenden inmeden 15 dakika kadar kalmış, halkla sohbet ederek Denizli – Burdur üzerinden Antalya’ya hareket etmiştir. Daha sonra 3 Şubat 1931 günü İzmir’den trenle gelişini Aydın’lılar şeref günü saymışlar ve Şehir Meclisi kararı ile her yıl bu günü kutlamışlardır. İstasyon meydanını dolduran binlerce Aydın’lının sevgi ve saygı gösterileri ile karşılanan Atatürk, kendilerini görmeye gelen halkın sıcak ilgisi içerisinde Belediye’ye ve Türk Ocağı’na geçmiş, gece özel trende istirahat ettikten sonra 4 Şubat 1931 günü Denizli yönüne uğurlanmıştır.

 

Adana Türk Ocağı Defterine Atatürk’ün Yazdıkları

 Adana Türk Ocağını ziyaretlerinde Gazi Paşa ve eşi Lâtife Hanım deftere şöyle yazmışlardı:

“Adana Türk Ocağı” Türklük nurunun bol verimli kaynağı olsun! Bu ocağın ateşi çok, pek çok eskidir. Onu, yüzyıllarca, söndürmeye çalıştılar. Fakat buna her teşebbüs edenin ocağı söndü.

Çünkü onlar düşünmüyorlardı ki, Adana Türk Ocağı en köklü Türk ocaklarının kızgın ateşiyle beslenmiştir. Ocağın bugünkü nurlu alevi her kalbi aydınlatıyor. Ben bu alevin sıcaklığında ne derin sevinç ve saadet hisleri duydum.

Bu zengin topraklara, böyle aydın gençlere malik olan Türk Adana’nın ocağı daima tütsün.

15 Mart 1339

Latife – Mustafa Kemal

Gazi Mustafa Kemal’in Türk Ocakları İle İlgili Önemli Bir Beyanatı

23 Nisan 1925 tarihli Türk Ocakları 2. Kurultayına katılan Türk Ocakları murahhaslarını (delegelerini) kabulü sırasında Gazi Mustafa Kemal’in vaki beyanatları, İzmir’de yayınlanan “Yanık Yurt” gazetesinin 28 Nisan 1925 tarih ve 96. sayısında şöyle yayınlanmıştır:

Gazi Paşa Hazretleri Murahhasları Kabul Buyurdular

TÜRK VE TÜRKÇÜLÜK DÜŞMANLARINI EZECEĞİZ

Dün Reisicumhur Gazi Paşa Hazretleri Türk Ocakları Umumî Kongresine iştirak eden murahhasları Çankaya’da huzurlarına kabul buyurarak hepsiyle ayrı ayrı konuşmuşlardır.

Gazi Paşa murahhaslara vaki beyanlarında “Şark, Türk Ocaklarına istinat etmemenin cezasını çekti. İstinatgâhımız Türk Ocakları ve milliyetperverlerdir. Türk ve Türkçülük aleyhinde bulunanları ezeceğiz!” demişlerdir.

(Not: Aziz Atatürk demecinde Doğu ve Güneydoğudaki Kürt isyanlardan bahsetmektedir; “istinat”, “dayanmak, temel edinmek” demektir.)

’Osmanlı siyaseti yerine yeni bir siyaset çıktı. O siyaset, milli siyaset, TÜRKÇÜLÜK siyasetidir.’’ (Mehmet Önder, Atatürk’ün Yurt Gezileri, s:233 – Prof. Dr. Afet İnan, M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, s:43)

 

Atatürk’ün Türk Ocakları Hakkında Söylediği Bazı Sözler

 20 mart 1923 günü Atatürk ün Konya Türk ocaklarını ziyareti sırasında söyledikleri;

Konya, çeşitli Türk devletleri yaşamış, öz Türk vatanıdır. Konya asırlardan beri tüten bir  nurun ocağıdır. Türk kültürünün esaslı kaynaklarından biridir. Konya Türk Ocağı, Konya  Türklüğünün hakiki bir timsali olmalıdır. Bu ocaktan milletin duygusunu, ülküsünü daima ısıtacak, nurlandıracak, parlak alevler gökyüzüne yükselmelidir, çok yükselmelidir. O kadar ki bu alev, vatanın bütün ufuklarında aydınlıklar vücuda getirebilsin. Konya’nın genç dimağları atılgan, cesur, sebatkar çocukları! Ocağımıza sahip olunuz. Bütün engeller, Ocağımızın ateşi karşısında derhal yanıp kara duman olmağa mahkumdur.

(Mehmet Önder, Atatürk’le adım adım Türkiye sy.232)

 

 

Şebinkarahisar Türk Ocağı defterine 11 Ekim 1924 yılında Atatürk tarafından yazılan yazı;

Türk Ocağı, Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı,yüksek alevlerle tütsün, muhitine nurlar saçsın; yaşasın ve yaşatsın.Türk Ocağı, Türklük güneşinin ocağıdır. Asırlarca bunu söndürmek için çalıştılar. Bu ocak hepimizi aydınlattı.